
Çoğumuz bedenimizi kendini hatırlatacak bir şey olana kadar fark etmeyiz. Bedenimizi fark etmeyecek kadar birbirimize alışkın ama aynı zamanda bu kadar yabancı olmak belki de hayattaki en büyük ironilerden biridir. Aynaya bakar kendimizi görürüz ama hiç durup kendisini izlemeyiz. Nerde neyim var, ne işe yarıyor… En son ne zaman üstünde kıyafet yokken kendine baktın? Kusur aramadan, örtünme ihtiyacı hissetmeden… Sadece tanışmak, yavaşça farkına vararak kendini ne zaman izledin? Bedeninle tanışıp senin için yaptıklarını gördün mü daha önce? Sen hayallerin için çabalarken sana ev olan, fonksiyonlarını yerine getiren, sana engel çıkarmayan bedenin… Bir şey başardığımızda tüm takdiri beynimize ve irademize atfederiz. Bizi ayakta tutan, beyninin çalışması icin işleyen diğer organlarını; yazan çizen ellerini, bizi ordan oraya taşıyan ayaklarımızı hiç fark etmeyiz bile. Ta ki… Serçe parmağımızı yatak başına çarpana ya da bileğimiz burkulana kadar… Ancak sevdiğimiz bir hobimizi burkulmuş bir bilekle yapamadığımızda anlarız elimizin değerini.
Bedenin hakkını vermenin ilk adımı onun farkına varmaktır. Bedenimize saygılı ve şefkatli davranmak ve ona koşullar dahilinde iyi bakmak zorundayız. Nasıl ki o bizim için çalışıyor biz de onun ihtiyaçlarını gözetmeliyiz. Bedenimizi beğenmek başka bir konu. Hepimiz bedenimizi her an ve her haliyle beğenmek zorunda değiliz(dayatılan ideal güzellik algılarının farkında olup, beden çeşitliliğine karşı bakış açımızı genişletmek koşuluyla). Ki beden, zamanla ve hayatla beraber değişen, canlı bir yapıdır. Aynı şekilde algılarımız ve beklentilerimiz de zamanla değişir. Bugün kusurlu gördüğümüz bedenimizi beş sene sonra geriye dönüp baktığımızda çok beğenebilir ve onu değersiz gördüğümüz için kendimizi suçlayabiliriz. Ancak bedenimize duymamız gereken saygı sabittir, öznel ya da “hak edilmiş” değildir.
Eğer bedene ve beden işlevselliğine saygı duymayı öğrenirsek birçok düğüm kendiliğinden, biz farkına bile varmadan çözülecektir. En basitinden sosyal bir ortama “ince, güzel” bir bedenle girmeye değil orda kimlerle sohbet edeceğimize, nasıl keyif alacağımıza odaklanabiliriz. Belli bir bedene sahip olmak bir hayat amacı olamaz. Bedenimiz hayat amaçlarımıza ulaşmamız için bize imkan sağlar. Beden de hayat gibi akışkandır. Bedenimiz konusunda da varılacak tek hedefimiz her koşulda onun faydasını gözetmektir. Ki bu da bir varış noktası değil hayatın başa tutturulmuş mesajı olmalıdır 🙂
Eğer bedeninle tanışmaya yeni başlıyorsan, acele etme… Yılların öğretilerini, alışkanlıklarını hemen bir kenara atmanı beklemek doğru olmaz. Sürece, deneyime ve öğrenmeye odaklanmalısın. Bu süreçte blog yazılarımı takip edebilir ve benimle kendi deneyimlerini paylaşabilirsin 🙂
Sevgiler, Elif